İlkbaharı bekleyen bir kelebeğin heyecanını yaşıyordu. Gül bahçesi okuluna
gidecek, bilgi çiçeklerine tek tek konacaktı. En çok da öğretmenini merak
ediyordu Betül. Eğer öğretmeni bayan olursa, yarım gün de olsa annesinin
kucağından ayrılması daha kolay olacaktı.
Nihayet okuluna kavuşmuş, Nihal Öğretmene de alışmıştı. Yeni bilgiler öğrendikçe
yüreği kıpır kıpır çiçekleniyordu. Nihal Öğretmen ne çok şey biliyor, ne güzel
şeyler öğretiyordu...
Birinci dönem sonuna geldiklerinde; okumayı, yazmayı öğrenmişti bile. Hatta
sayıları, toplamayı, çıkarmayı da... Nihal Öğretmen ikinci annesi, arkadaşları
kardeşi olmuştu sanki. Bilgi bahçesi, aynı zamanda bir sevgi bahçesiydi onun
için.
Karnesini alınca da dünyalar Betül’ün olmuştu. Hepsi “pekiyi”ydi hem de
yıldızlısından. Herkes notlarını görünce, önce onu yanaklarından öpüyor, sonra
da para veya hediye veriyordu. Bir gün karnesini amcasına göstermiş, ondan da
aynı ödülleri almıştı.
Hatta fazlasını da:
- Betül hanım! Sen bizim Profesör Pap’ı çok seviyordun. Madem böyle güzel bir
karne aldın, ben de okul açılana kadar Profesör Pap’ı sana bırakıyorum, dedi
amcası.
Amcasına teşekkür eden Betül, sevincinden uçuyordu:
- Okumak ne kadar güzelmiş Allah’ım! Birçok bilgiyle beraber, bir sürü
hediyelerim ve param oldu. Hele Profesör’le beraber olmak, diye düşündü.
Verdiği sözü, akşam yerine getirdi amcası. Betül hemen konuşmaya başladı
papağanla. Ne çok şey biliyordu... Kendisinin bile bilmediği Türkiye’nin bütün
illerini, çarpım tablosunu...
Profesör Pap geldikten bir gün sonra, Betül’de büyük değişiklikler olmaya
başladı. Profesör’le konuşmayı bir tarafa bırakın, yanına bile uğramıyordu.
Başkalarıyla da pek konuşmaz olmuştu. Ancak birisi soru sorunca kısa cevaplar
veriyordu. Sessiz, suskun bir kız olup çıkmıştı Betül.
Annesi kucağına alıyor, saçlarını okşuyor, yanaklarından öpüyor:
- Ne oldu kınalı kuzum? Bir yerin mi ağrıyor, yoksa seni üzecek bir şey mi oldu,
diye ısrarla soruyordu.
Betül, gözleri belli bir noktaya çivilenmiş gibi bakıyor, boş bir ifadeyle;
- Bir şeyim yok anneciğim, diyordu ancak.
Bir hafta bu sıkıntılarla geçti. Okullar açılınca annesi rahatladı:
- Nasıl olsa okula gidince arkadaşlarıyla kaynaşır, yine eski hâline gelir, diye
kendisini teselli ediyordu.
Okullar açıldı, ama annesinin düşündüğü olmadı. Betül’ün durumu aynen devam
ediyordu. Zaten iki gün sonra da Nihal Öğretmen çağırdı annesini:
- Anlamakta zorluk çekiyorum hanımefendi! O cıvıl cıvıl girişken çocuktan bir
eser kalmadı! Ne oldu bu çocuğa böyle? Benim bilmediğim bir şey varsa lütfen
anlatın!
Annesi üzgün ve dertli:
- Ne diyeyim öğretmen hanım! Karneyi aldıktan sonra her şey çok güzeldi. Ne
olduysa o papağan geldikten sonra oldu...
Nihal Öğretmen merakla:
- Bir dakika efendim! Papağanı biraz anlatır mısınız?
- Papağan değil bir âfet Nihal Hanım! Her şeyi biliyor, her şeyi! Nasıl
öğrenmiş, nasıl ezberlemiş hayret doğrusu! Adı da Profesör Pap’mış.
Nihal Öğretmen teşekkür ederek misafirini yolcu etti. Derse girer girmez
Betül’le biraz ilgilendikten sonra:
- Betül’cüğüm, amcanın Profesör Pap isimli bir papağanı varmış. Biraz önce annen
anlattı. Çok şeyler biliyormuş. Bir gün getirsen de arkadaşlarınla tanıştırsak,
dedi.
Öğretmeninin bu isteği karşısında canı sıkılsa da belli etmemeye çalışarak:
- Olur öğretmenim. Amcam izin verirse yarın getiririm, dedi Betül.
Sınıfta bir heyecan dalgası dolaştı. Teneffüste herkes Profesör Pap’ı soruyordu.
İkinci gün Betül, güzel bir papağanla girdi sınıfa. Profesör Pap’ı öğretmenin
masasına koydu. Arkadaşları büyük bir ilgiyle bakıyor, soru soruyorlardı.
Birazdan öğretmen sınıfa girdi ve ‘Günaydın arkadaşlar!’ dedikten sonra
papağanın yanına gitti:
- Hoş geldin güzel papağan! Nasılsın, iyi misin?
Papağan kendine has bir sesle cevap verdi:
- Profesör Pap cevap veriyor: Hoş bulduk, iyiyim efendim. Profesör Pap her şeyi
bilir!
Öğrenciler hayretler içinde kalmışlardı. Nihal Öğretmen devam etti:
- Peki Profesör Pap, çarpım cetvelini biliyor musun?
- Profesör Pap cevap veriyor: İki kere bir: iki, iki kere iki: dört, iki kere
üç: altı, iki kere dört sekiz... Profesör Pap her şeyi bilir!
Papağan bir çırpıda çarpım cetvelini sayınca öğrencilerin hayreti bir kat daha
arttı. Birbirleriyle fısıldaşmaya başladılar:
- Amaan, ne de çok şey biliyormuş! Hem de bir papağan!..
Öğretmen fısıldaşmalara aldırmadan devam etti:
- Peki Profesör Pap, ayları ve mevsimleri sayabilir misin?
Papağan kendinden emin:
- Profesör Pap cevap veriyor: Mevsimler: ilkbahar, yaz, sonbahar, kış. Aylar:
ocak, şubat, mart, nisan, mayıs... Profesör Pap her şeyi bilir!
Nihal Öğretmen, öğrencilerin papağanın ezberi karşısında şaşırdıklarını, hatta
ezildiklerini anladı:
- Şu Profesör’e bir ders vermenin zamanı geldi, diye geçirdi içinden.
Biraz da alaylı bir sesle:
- Tebrikler Profesör efendi! Çarpım tablosunu iyi biliyorsun. Söyler misin, iki
bir daha kaç eder?
Papağan başını aşağı yukarı sallayarak birkaç kez yutkunduktan sonra:
- Profesör Pap cevap veriyor: İki bir daha kaç eder? Profesör Pap cevap veriyor:
İki bir daha kaç eder?
Papağan, kırık plak gibi soruyu tekrar etmeye başlayınca, öğrencilerin gözleri
ışıldamaya başladı. Nihal Öğretmen, sıcak ve sevgi dolu bir sesle:
- Betülcüğüm, Profesör’ümüz bu soruyu bilemedi. Sen söyler misin, iki bir daha
kaç eder?
Betül, sevinç ve heyecanla parmaklarını sayarak cevap verdi:
- Üç eder öğretmenim.
Bunun üzerine sınıftan bir alkış koptu.
- Teşekkür ederim Betül, dedikten sonra Nihal Öğretmen yeniden papağana döndü:
- Peki sayın Profesör! Bir yılda kaç mevsim vardır?
Profesör yine birkaç kez başını aşağı yukarı salladıktan sonra:
- Profesör Pap cevap veriyor: Bir yılda kaç mevsim vardır? Profesör Pap cevap
veriyor: Bir yılda kaç mevsim vardır?..
Nihal Öğretmen:
- Tamam, tamam Profesör! Ezgi sen söyle bakalım, bir yılda kaç mevsim vardır?
Ezgi de mevsimlerle beraber parmaklarını sayarak:
- Dört mevsim vardır öğretmenim, dedi.
Bunun üzerine sınıftan bir alkış daha koptu. Nihal Öğretmen öğrencilerinin
moralinin düzeldiğini görünce, bu sefer samimi bir şekilde yine papağana
yöneldi:
- Sevgili papağan! Sana bu kadar bilgileri öğreten kişi, dünyanın en güzel
varlığının ne olduğunu da öğretmiştir. Söyler misin, dünyanın en güzel varlığı
nedir?
Papağan kendinden emin bir şekilde konuşmaya başladı:
- Profesör Pap cevap veriyor: Dünyadaki her varlık güzeldir. Ama onların içinde
en güzeli insandır. İnsanların içinde en güzeli çocuklardır. Çocukların içinde
en güzeli de öğrencilerdir!
Profesör Pap her şeyi bilir!
Bu cevap üzerine sınıftan büyük bir alkış koptu. Tabii bu alkışlar Profesör Pap
içindi. Profesör Pap da kanatlarını birbirine vurarak onlara eşlik etti...