Bitkileri derde derman, çiçekleri nazlı sultan, yemyeşil bir orman varmış.
Kuşlar yuva yapmak için onu arar, yağmur konmak için onun adresini sorarmış.
Kuşların, yağmurun ve bütün hayvanların yolu bu ormanda birleşirmiş.
Zıpzıp tavşan, hophop sincap ve cambaaz maymun gibi hayvanların yanında Ürafa
adında bir hayvan daha yaşarmış burada. Ürafa; tavşandan büyük, keçiden küçükmüş.

Ağaç yapraklarıyla doyururmuş karnını. Huyu suyu da keçiye çok benzermiş.
Ürafa, bir gün zor durumda kalan bir tavşanı kurtarmış tilkinin elinden.
Tavşan ona bir teşekkür bile etmeden uzaklaşmış oradan. Bu duruma çok kızan
Ürafa kendi kendine söz vermiş: Artık kimseye yardım etmeyeceğim, diye.
Bülbül dil dökmüş, çiçekler başına taç takmış:
-Ürafa kardeş! İyilik karşılık beklemeden yapılır. Karşılık bekleyerek yapılan
şeyin adı ticarettir, demişler.
Demişler ama Ürafa kararından vazgeçmemiş.
-Aylardan şubat, inadım inat, demiş de başka bir şey dememiş.
O günden sonra Ürafa kimseye iyilik yapmamaya başlamış. Zaten başından beri bu
ormandan nefret ediyormuş. Boyu kısa olduğu için ağaç yapraklarının en
sertlerini yemek zorunda kalıyormuş. Taze ve yeşil yaprakları her zaman boyu ve
boynu uzun hayvanlar yiyormuş.
Sarı bülbül bir sabah güzel bir şarkıya başlamış:
İyi kötü günler geçer,
İlkbaharla çiçek açar.
İstediği yaşantıyı
Tüm canlılar kendi seçer.
Rüzgâr bu şarkıyı bütün ormana yaymış. Ürafa duyar duymaz tepki göstermiş:
-Evet, bu hayat benim! İstediğimi sever, istediğimi sevmem!..
Tam bunları söylerken az ilerisine büyük bir kuş düşercesine konmuş. Masmavi
tüyleri, kırmızı gagası ve yeşil bir ibiği varmış. Ürafa şaşkınlıkla bakarken:
-Su, diye inlemiş mavi tüylü kuş.
Ürafa başını başka tarafa çevirip oradan uzaklaşmaya çalışırken mavi tüylü kuş
inleyerek devam etmiş:
-Allah’ını seversen su!..
İçi kıpır kıpır olmuş Ürafa’nın. Sanki içindeki buzlar erimiş, şırıl şırıl
akmaya başlamış.
Ürafa koşarak kangurunun yanına gitmiş. Ondan karnındaki torbaya su koyarak mavi
tüylü kuşa yetiştirmesini istemiş. Yavrusunu Ürafa’ya emanet eden kanguru,
zıplaya zıplaya uzaklaşmış oradan.
Biraz sonra da üzgün bir şekilde dönmüş:
-Özür dilerim Ürafa kardeş! Oraya gidinceye kadar torbamda bir damla su kalmadı,
demiş.
Kanguruya teşekkür eden Ürafa, koşarak tombul filin yanına gitmiş:
-Ne olursun fil kardeş! Mavi tüylü kuş ölecek, biraz su, demiş.
Tombul fil, Ürefa’nın başkalarına yardım etmeye başlamasına çok sevinmiş.
Hortumuna su doldurduğu gibi hızla koşmaya başlamış.Suyu içince kendine gelen
mavi tüylü kuş, file teşekkür ettikten sonra:
-Sen ne kadar iyisin! Benim için koşturup durdun. Çok teşekkür ederim, demiş
Ürafa’ya.
Mavi tüylü kuşla Ürefa arasında samimi bir sohbet başlamış. Ayrılık zamanı
gelince:
-Ben kuşlar ülkesinin şehzadesiyim. Dile benden ne dilersen, demiş mavi tüylü
kuş.
Ürefa da:
-Sağlığını ve mutluluğunu dilerim, dedikten sonra devam etmiş. Benim en büyük
derdim taze yaprakları yiyememek. Sert yaprakları yiye yiye ağzım dilim yara
oldu. Boyum kısa olduğu için oluyor bütün bunlar, deyip boynunu bükmüş.
Mavi tüylü kuş:
-Üzülme Ürafa kardeş! Sana mavi tüylerimden birini vereyim, onu boynuna bağla.
Her iyilik yaptığında boynun biraz uzar. Boynun yeteri kadar uzayınca bu tüyü
boynundan çıkarırsın.
Haydi Allah’a ısmarladık, demiş.
Bunları söyledikten sonra Ürefa’ya bir tüy vermiş ve mavi kanatlarını çırparak
gökyüzünde kaybolmuş.
O günden sonra Ürefa öyle iyi, öyle zarif olmuş ki hiç sormayın. Boyu da boynu
da hızla uzamaya başlamış. Bu duruma herkes şaşırmış. Hayretten maymun elindeki
muzunu, karga ağzındaki peynirini düşürmüş. Artık herkes ona Zarif Ürafa
diyormuş.
Bir gün sarı papağan, aceleyle Ürafa’dan yardım isterken şaşırarak Zarif Ürafa
diyeceği yerde “Zürafa” demiş. Bu isim herkesin hoşuna gitmiş. O günden sonra
Ürafa’nın adı da Zürafa olmuş...